Sizi Arayalim
×
Sizi Arayalım
  • Ad Soyad*
    0
  • Telefon*
    1
  • E-Mail*
    2
  • Konu*
    3
  • 4

Tam Zamanı

Zaman zaman problemlerimizin içinde hapsoluruz. Sahip olduğumuz bir problem düşünelim. “Elimiz kolumuz bağlı”. ”O kadar geçerli sebeplerim var ki bu tutsaklığı yaşamak zorundayım”. Bunları duyar gibiyim. Bunun ne tür bir problem olduğu önemli değil. Herbirimizin gerekçeleri o kadar gerçek ki bu sadece çaresizlik ve acı hissi verir.

Bu problemlerin bize hissettirdiği çaresizliği ve acıyı yaratan olaylar mı, kişiler mi yoksa kendimiz mi?
Probleminize inancınız o kadar yüksek ki dolayısıyla yarın da sizinle birlikte olacak. İnanılmaz derecede bu durum size sinirlendirmiş gözükse bile yeteri kadar usanmış durumda mısınız? Öyle ise “bundan sıklıdım, artık bu kadar yeter” diyerek düşünmeye başlarsak değişimi de başlatmış oluruz ancak.

Sonsuza kadar bu şekilde mi devam etmek istiyorum? İçinde bulunduğum durumu daha farklı nasıl yönetebilirim? Nelere evet nelere hayır demeliyim ki benim için en doyurucu akışı sağlayabilirim?
Bu soruları kendinize sorduğunuzda zihniniz size cevap aramaya başlayacaktır. “Yeter artık” dediğinizde sorularınızla farklı bakış açılarına sahip olmaya başlayacaksınız. Dolayısyla hayatınızın yönetimini de ele almaya.

Aldığınız kararlar, yapacaklarınız, bir planlama ile küçük hedefler eşliğinde harekete geçmek için sizi durduran ne var? Bu böyle olmalı dediğiniz inançlarınız mı yoksa gerçek engeller mi? Bunların gerçek engel olduğundan emin iseniz farklı alternatifler ne olabilir? Bu inançlar sizi mutsuz ediyorsa bunu yapmaya devam etmeli misiniz?

Herşey mümkün olsa bu problem ile nasıl başedebilirim? Herşey mümkün değil düşüncesi senin inancın olabilir mi? Mümkün olan yolu net bir şekilde görmeye, hissetmeye çalışın.

Bizlerin haritasında değişimin kolay olmadığına ve çok fazla çaba ve zaman gerektiğine dair bir inanç var. Çünkü böyle eğitildik. Sorunlarımıza tutunup kalırız. Onlara tutunuruz çünkü bize bir kimlik verirler. Benzersiz ya da önemli biri gibi hissetmek isteriz çünkü böylece birer kurban olmaktan hoşlanmaya başlarız.
Bizler artık biliyoruz ki her zaman problemlerimizden bir çıkış noktası vardır. Birşeyleri aşabileceğimize dair güvenebileceğimiz şey kendimiz ve yeteneklerimizdir. Bildiklerimizin dışına çıkmayı öğrendiğimizde kendi yaşamımızın kontrolünü ele alabiliriz. Bizi sınırlayan, kullanışsız davranışlarımız; kendi düşüncelerimiz ve hareketlerimizin sonucudur. Farklı düşünmeye başladığımızda farklı hissetmeye başlarız.

Kurbağayı ılık su dolu bir kaba koyar ve suyu yavaş yavaş ısıtırsak kurbağa rahatlar, gevşer ve farkına bile varmadan haşlanır. Bazen problemlerimizin zehri kanımıza yavaş yavaş karışır, üstelik biz hiç farketmeden ruhumuz ölene dek kavurur bizi. Bu anektodta “kurbağa kaynayan suya atıldığında ise dışarı zıplar”.
Kaynar su etkisi yaratacak bir acıyı beklemeden “artık yeter” diyerek kendiniz için gelişim dolu bir keşfe çıkmanın tam zamanı olabilir mi?

TOP